Toplumun bize ezberlettiği bir senaryo var...
Toplumun bize ezberlettiği bir senaryo var: iyi okullarda okuyacaksın, prestijli bir işte çalışacaksın, bir ünvan olacak, cafcaflı bir kartvizitin...
Sonra başarı diye kodlanan bu rollerin içinde alkışlanacak, yüceltilecek, "örnek insan" olacaksın. Ama bu senaryonun en tehlikeli yanı şu:
"İçeride ne olduğunu hiç kimse merak etmiyor. Dıştaki vitrinin büyüsüne kapılıp, içteki enkazı görmezden geliyoruz"
Oysa insan zihni bir sahnedir. Ve bazı başarı hikayeleri aslında bastırılmış travmaların sahneye çıkma biçimidir.
Bugün toplumun önünde alkışlanan, cv'leri ile büyüleyen, başarılarıyla göz kamaştıran bazı insanlar; sandığınız kadar "doğru" olmayabilir. Çünkü rasyonellik, duygusal zeka ve içsel ahlak; akademik diplomalarla birlikte verilmiyor. Ve kariyer basamakları karakterin basamaklarını garanti etmiyor.
Bir insan Harvard mezunu olabilir, profesör olabilir...
Başarılı bir iş insanı veya ceo olabilir...
Ama aynı anda bir narsist, bir manipülatör, bir anti sosyalist ya da "dark triad" (karanlık üçlü: narsizim, mahkevalizm, psikopatı) örüntülerine sahip biri de olabilir.
Hatta çoğu zaman bu karanlık "kişilik" yapıları, başarıya ulaşmak için daha avantajlıdır. Çünkü empati duymazlar, yıkıcı rekabetten beslenirler, hedefe ulaşmak için insanları araçsallaştırmaktan çekinmezler. Onlar için vicdan, sadece zayıfların taşıdığı bir yüktür.
Ve biz bu insanlara"başarılı" demeye devam ederiz.
"Çünkü başarıyı etikle değil, sonuçlar ölçeriz"
Oysa bir insanın gerçek niteliği, kazandığı ödüllerde değil, kaybettiği yerlerde nasıl davrandığında saklıdır. Hatalarında, pişmanlıklarında, özür dileyebilme gücünde... En çok da başkasının canını yakabileceği bir yerde bile erdemli davranarak merhameti seçmesindedir.
Bu yüzden özellikle ikili ilişkilerde, dikkat etmemiz gereken şey karşı tarafın mesleği, diploması, çevresi, statüsü değildir. Çünkü bir insanın mesleği, onun ruhsal derinliği hakkında hiçbir şey söylemez.
Önemli olan şudur:
Travmalarını inkar mı ediyor, yoksa onlarla yüzleşebiliyor mu?
Kendini kusursuz biri olarak mı sunuyor yoksa gölgelerini tanıyor mu?
İnsanlara yukarıdan mı bakıyor yoksa kalpten bağ kurabiliyor mu?
İlişkilerinde özne mi yoksa sadece sahte bir rol mü oynuyor?
Çünkü ruhsal açıdan büyümemiş ama toplumsal olarak yükselmiş bir insan sadece yaralı değil; aynı zamanda tehlikelidir.
Travmalarını kimlik edinmiş biri, seni de kendi karanlığına çeker. Kendi gölgesi ile yüzleşmemiş biri seni de kendi yansıması gibi cezalandırır.
Bazı insanlar başarılarını bir zırh gibi kuşanır. O zırhın altında kırık bir benlik, sahte bir özgüven ve hiç onarılmamış bir çocuk yatar. Sen dışarıdan o parlak zırha bakarsın; etkilenirsin, büyülenirsin... Ama yaklaştıkça fark edersin: o zırhın içinde ne sıcaklık vardır ne de gerçek bir insanlık!
Bu yüzden sana ışık verenin ışıltısına değil, ısısına bak!
Cv'sine değil, vicdanına bak!
Konuşmasına değil, davranışlarına bak!
Ne başardığına değil, kimleri incitmediğine bak!
Çünkü gerçek iyilik; mezun olunan okulda değil, geçilen sınavlarda değil, içinden geçilen karanlıkta kaybolmadan kalabilmektir.
Ve bir insanın en büyük başarısı, başka bir insanın kalbine zarar vermeden yaşayabilmesidir.
Klinik Psikolog Abdullah Gündoğan

Yorumlar
Yorum Gönder