Alain de Botton "Neden yanlış kişiyle evleneceksiniz" adında bir makale yayınlar...

 


Alain de Botton "Neden yanlış kişiyle evleneceksiniz" adında bir makale yayınlar.

Makalenin tepesinde Marion Fayolle'nin çizdiği, beş ayrı kareden oluşan yukarıdaki illüstrasyon vardır:

Birinci karede beyaz elbiseli bir genç kadın, kendi boyunda bir kâğıda bir erkek resmi çizmeye başlıyor. Kızın beyaz elbisesinden ve elindeki çiçek buketinden gelin ya da gelin adayı olduğunu çıkartıyoruz.

İkinci karede kız, çizdiği erkek resmini, dudaklarından öpüyor.

Üçüncü karede, tıpkı, prensesin kurbağayı öpüp kanlı canlı yakışıklı bir prense dönüştürmesi gibi kâğıdın arkasından kanlı canlı ama prense de pek benzemeyen bir erkek, resmi üstten kıvırmaya başlayarak ortaya çıkıyor.

Dördüncü karede, kızın çizdiği resim, erkeğin elinde buruş buruş bir kâğıt parçasına dönüşürken, kız elindeki çiçeği düşürüyor.

Beşinci karede, çiçek ve resmin çizildiği buruşturulmuş kâğıt ayaklarının dibinde, oğlan kıza sarılmış, kız hüzünlü bir ifadeyle başını oğlanın göğsüne yaslamış.


Alain de Botton'a göre, aşk üzerine oluşturduğumuz fikirlerin çoğu okuduğumuz romanlardan geliyor. Ek olarak şarkılar, filmler ve diğerleri. Bizler temelde okuduğumuz aşk anlatılarına göre şekilleniyoruz. Çünkü bizler etki altında kalmadan sevdiğimizi, gördüğümüz veya okuduğumuz şeylerden etkilenmediğimizi düşünme eğilimindeyiz. Fakat bence bizler, oldukça tarihsel ve sosyal bir etkilenme ile seviyoruz. La Rochefaucauld'un çok hoş aforizmasında söylediği gibi.."böyle bir şey olduğunu duymasalar asla aşık olamayacak insanlar vardır." Biraz ekstrem bir ifade ama sevdiğimiz zaman dış dünyadaki pek çok ipucundan etkilendiğimizi ifade ediyor. Hissettiğimiz bazı duyguları başka insanların bize söylediği şekilde tanımlıyoruz. Diğer duyguları baskılıyoruz çünkü diğer insanlar bize bu duyguların çok önemli olmadığını söylüyor. Günümüzde aşk tarihinde kendine özgü bir dönem yaşıyoruz. Biz Romantizm çağında yaşıyoruz. Romantizm, 18. yüzyıl sonlarında Avrupa'da tavan aralarında, sokaklarda yazan şairler ve yazarlar tarafından yaratılmış entellektüel bir akımdır ve şairlerin isimlerini duymamış olsanız bile burada, günümüzdeki herhangi bir yerde bile sizin aşk hayatınızı etkilemektedir.


Çünkü hepimiz romantizm akımı etkisi altındayız. Siz hissetmeseniz de, bilmeseniz de etrafımızdaki her şeyde var. Şimdi, romantizm bize aşk hakkında ne diyor? oldukça net bir şekilde aşkın ne olduğu, aşktan beklentimizi ve ilişkinin nasıl olması gerektiğini söylüyor.

Yazar, Romantizmin birkaç varsayımını irdeliyor. İlk ve en vazgeçilmez varsayım orada bir yerde kesinlikle bir ruh eşimizin bulunduğu. Henüz tanışmamış olabiliriz, sağa sola delicesine koşturup yerini saptamaya çalışıyor olabiliriz. Varlar çünkü. Ve yeterince çabalayarak aramaya devam edersek onu bulacağız. Ve bulduğumuzda ruhumuz onunki ile birleşecek. Öncesinde kafamızın karışık olduğu her şeyin, ve yalnızlığımızın kefareti ödenecek. Gerçek bir dost bulduğumuz için kendimizi bir daha asla değersiz, acı çekerken, hüzünlü görmeyeceğiz. gerçek bir dost bulduğumuz için yalnızlık hissi yok olacak. Bu kişi, dışarıda bir yerde bizi bekliyor.


Ruh eşimiz. Peki bu kişiyi nasıl bulacağız?


Romantizmin genel yanıtına göre içgüdü ile. Tarih boyunca insanların bir araya gelme şekli toplumlarındaki yaşlılar veya aileleri ile belirleniyordu. Yani ilgili çiftin dışındaki diğer insanlar tarafından. Bu, mantık evliliği olarak adlandırılıyordu. Ve mantıklı kriterler üzerinden yapılırdı. "Mantıklı kriter" bazen senin bir keçi sahibi, onların bir koyunu olmasıydı. veya senin arazine onlarınkinin eklenmesiydi. Nedeni ne olursa olsun sosyal kriterler üzerinden bu anlaşmalı evlilikler yapılırdı. Zamanın başlangıcından beri binlerce yıldır evlilik böyle yapılırdı. Sonra romantizm geldi ve "hayır biz farklı şekilde, içimizden geldiği şekilde evleneceğiz" dedi. Bu içimizdeki his çok özel bir histir. Bir çeşit heyecan. seni ne zaman çarpacağını bilmiyorsun. Belki bardasın, belki yüzme havuzunda. Belki bir şey için kuyrukta bekliyorsun. hakkında fazla bir şey bilmene gerek olmadan romantiklere göre sadece o yüzü görmen yeterli. Gördüğün an da biliyorsun ki o senin ruh eşin. Ve o özel his o kadar kutsallaştırıldı ki ailene veya tanıdığın birisine "sizinki nasıldı, anlatsanıza" diye sorsan "o özel his geldiğinde" "sular yarıldı ve biz yürüdük" şeklinde anlatacaklardır. çünkü o özel hisse sahiptiler.


Ancak, o özel his sende yoksa durumun biraz utanç vericidir. Böylece o romantik özel his, sende de varmış gibi taklit etmeye başlıyorsun.


Romantizm, 19. yüzyılda ortaya çıkan Avrupa'daki demiryolu inşaatı ile el ele gidiyor. Bu buluşmaların çok büyük bir bölümü kurgusal olarak trende gerçekleşiyor. Sadece Rus edebiyatı için kahramanların trende buluştuğu hikayeler için ayrı bir kütüphane inşa edebilirsin. Ve karşındaki hakkında pek bir şey bilmeden gördüğün bir ayak bileği, dirsek, yanağının kavsi olsa da bileceksin ki o senin ruh eşin, işte bu şekilde başlıyor, hayat arkadaşını böyle buluyorsun. Romantikler " sonsuza kadar mutlu yaşadılar" deyimini çok seviyorlar. Aşk geçici bir dönem değil, sonsuza kadar sürüyor. Ölüm bizi ayırana kadar. Şaşırtıcı ki, pek çok romantik oldukça genç ölüyor. Hikaye sıklıkla çiftin delicesine aşık olmasıyla başlıyor. sonra birisi öksürmeye başlıyor, sonra verem geliyor ve biliyorsunuz ki bu güzel aşk hikayesi ne yazık ki bir kaç ayda bitiyor. yine de bir bakımdan "sonsuza kadar" tanımına uyuyor.


Romantizm ile ilgili diğer temel şey ise genelde kimsenin bir iş sahibi olmaması. Hiç bir romantiğin gerçek bir işi yok. Bu sayede aşka çok fazla zaman ayırabiliyorlar ve bu zamanın çoğunu birbirlerinin kollarında geçiriyorlar. ayrıca yürüyüşe çıkıyorlar. Doğa romantikler için son derece önemli. Uzun yürüyüşler ile doğaya çıkmak, bazı spesifik yerlere gitmek romantikler için önemli. Şelale, oldukça romantik bir yer. Ayrıca, okyanusların kara ile birleştiği yerler, dramatik uçurumlar, dalgaların kıyıyı dövmesi, çok özel romantik yerlerden. Günün romantik saatleri; Gün batımı en romantik zamanlardan. Özellikle bulutların renk katmanları oluşturduğu ve altından güneş ışınlarının süzüldüğü anlar. ölmekte olan güneşin gökyüzünü pembe kırmızı tonlara boyadığı zaman çok romantik anlardan. Aşkın doğanın yardımı ile vurgulandığı bir an.


Yazar, Romantizmin bizim uzun süreli ilişki kapasitemiz için bir felaket olduğunu söylüyor. Aşkta başarılı olmak için bir şans istiyorsak başlangıçta aşık olmamıza neden olan pek çok romantik etkileşimi görmezden gelmek zorundayız.


Romantizm uzun süreli bir ilişkiyi sürdürme ve gelişme kapasitemizi engelleyen bir büyü gibidir ve uzun süreli ilişkilerde pek çok sorun yaratır. Romantizm, insan doğasının ne kadar kırılgan, zayıf ve günahkar olduğuna dair eski dini inancın yerini almış durumdadır. Romantizm, insanın bu umutsuzca pesimistik davranış biçimini reddederek insanın saflığı ve kalbinin temizliği, insanın iyi doğası üzerinde ısrar eder. Romantikler çocuklara pek çok anlam yüklemeyi seviyorlar. Romantiklere göre çocuklar daima iyi kalpli, her zaman çok tatlı. Bu Jean-Jacques Rousseau ile 18. yüzyıl ortalarında başlıyor. Çocuk, insan türünün en saf ifadesi. ve çocuğun kötü olmasının tek nedeni içinde bulunduğu kötü toplumdur. Sadece toplum çocuğu bozmaktadır. Bu temelde hepimizin doğuştan iyi olduğuna dair bir işarettir. Hristiyan filozof St. Augustine'in ileri sürdüğü daha eski bir görüşe göre, temelde günahkarız, kötüyüz. Bu görüş Adem'in ilk günahı nedeni ile tüm insanların günahkar olduğu fikri üzerine kuruludur. Hepimiz günahkarız, potansiyel günahkarlar..ve bu yüzden de diğerlerinin insafına, iyi niyetine ihtiyacımız var. Şimdi, romantizm insanın kötülüğü üzerine olan bu görüşlerinin yanı sıra hepimizin bir melek olduğu konusunda ısrar ediyor. Romantizm organize din öğretisini reddediyor ve din de romantizmin yükselişini reddediyor. Ama romantizm dini görüşlere bağlı olmayanlar için bir alternatife dönüşüyor. Aşık olup bir araya geldiğimizde "melek" kelimesini kullanma eğilimindeyiz. Fakat gökyüzündeki kanatlı yaratıkları değil diğer insanı tanımlamak için kullanıyoruz. Romantizm çağında bu kelimenin kullanımı artıyor, günümüzde çok yaygın bir şekilde partnerimizi melek olarak tanımlıyoruz. Sonuçta Romantizm lensinden bakınca hepimiz iyi insanlarız. Kanatlarımızı bir kenara koymuş, kötülük ile lekelenmemiş insanlarız. Bu yaklaşım ilişkiler açısından sorun doğurma eğiliminde. Çünkü ilişkilerin benmerkezci doğası ile çelişmektedir. Eğer kendinin ve partnerinin mükemmel olduğunu düşünürsen bu bir sorun demektir. Ve ilişkiye başladıktan sonra bazı şeylerin mükemmel olmadığını fark etmeye başlarsan bunu "herkesin doğası gereği iyi olduğu" fikri ile nasıl bağdaştırabilirsin.



***R. D. Laing 'Yaşantının Politikası' nda; Neye uyum? Topluma mı? Çıldırmış bir dünyaya mı? der ve ekler "İnsanların kendilerini kandırmak için neredeyse sınırsız bir kapasitelerinin olduğu görülüyor. Böylesi kandırmacalarla uyumunuzu ve toplumsallaşmamızı sağlar ve sürdürürüz...


Yorumlar

Popüler Yayınlar