Kıyamet...
Önce dünyaya atıldım, sonra da dünyadan
Saniyeler, dakikalar, haftalar, aylar, seneler, şimdi-şu an; bugün, dün, yarın... Bunlar sadece onu kontrol etme çabamızmış: Kendi-mizi kaybolmuş hissetmemek için birer çare. Onu hesaplamaktan ileriye gidememişiz hiç. Zamanı kendi içinde bulunduğumuz aralığa göre hesaplamışız hep. Ama o bir bütünmüş, ben sadece onun bir bütün olduğunu unuttum ya da unutmak istedim, işime gelmedi. Nereden bilebilirdim ki; kendi zamanımda yaktığım bir kibritin benden sonraki zamanları kasıp kavuracağını. Çözüm mü? Maale-sef. İçi sonsuz keder dolu acımasız sonuçlar sadece.
Adım Sabri, Sabriymiş, Sabri'ydi...
"Sular yükseldikçe balıklar karıncaları yer, sular çekildikçe de karıncalar balıkları. Her şeye karar veren suyun akışıdır Sabri, bunu unutma," demişti Tevfik Öğretmen, uzak güneyde kör bir kara ke-şişten bu sözü duyduğunda. Genç olmamın vermiş olduğu bilgisizli-ği kibirlerimin ardına saklamıştım: "Her türlü biri diğerini yiyecek, ne anlamı var ki?" Gözleri üzerine oturan tebessüm sorduğum so-ruya değil, kendi cevabına aitti: "O zaman sen de suya girme". Suya girmemek mi? Bir korkak olarak mı yaşamam gerektiğini söylüyor-du bana? Bu satırları yazarken ne demek istediğini biliyorum şimdi. Ama her şey için çok geç artık. Önce dünyaya atıldım, sonra da dünyadan. Zamanıma ait karanlık bir yolculuğa çıkmak zorunda kalan ve bir insanın asla şahit olmaması gereken şeylere tanık olan ben, tüm kıyametlerin nedeni oldum. Bütün zaman benim yüzüm-den çöktü!
Güneşin Battığı Yer, 1912
Buğra Gülsoy...

Yorumlar
Yorum Gönder