Zimbardo'nun Stanford Hapishane Deneyi'ne Yönelik Eleştiriler

 

Zimbardo, deneyden kendisinin bile etkilendiğini belirtmiştir, çünkü kendisi de deneyde "hapishane müdürü" rolüne sahipti ve tamamen rol yapması gereken gardiyanların, tamamen rol yapması gereken mahkumlara uyguladıkları şiddeti sürdürmesine izin verecek kararlar almıştır. Bu deney, toplumun onlara biçtikleri rolleri farkında olmadan nasıl sahiplendiğini ve o rolün etkisinden çıkamadan, kontrolsüz bir şekilde yerine getirdiğini göstermeyi hedeflemektedir. 

Deneyle ilgili birçok tartışma ve karşıt bilimsel makale yayınlanmıştır. Özellikle de aradan geçen 48 yıl sonunda, 2019 yılında Philip Zimbardo, deneye ait orijinal kayıt ve dokümanları halkın erişimine açma kararı almıştır. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu deneye yönelik daha fazla eleştiri ve karşı yayın görmeyi bekleyebiliriz. Örneğin, 2019 yılında Le Texier tarafından yayınlanan "Stanford Hapishane Deneyi'ni Çürütmek" başlıklı makalede şu sözlere yer veriliyor:

Stanford Hapishane Deneyi (SPE), psikolojinin en meşhur deneylerinden birisidir. Deney, bugüne kadar birçok açıdan eleştirilmiştir; ancak psikoloji ders kitaplarının yazarları, SPE ile ilgili kısımları yazarken bu eleştirileri görmezden gelmeyi seçmişlerdir ve bu nedenle hem öğrencileri hem de genel halkı deneyin bilimsel geçerliliğine yönelik soru işaretleri konusunda yanıltmışlardır. SPE arşivlerinde yapılan kapsamlı incelemelerden ve deneyin katılımcısı olan 15 kişiyle yapılan mülakatlardan elde ettiğimiz sonuçlar, deneyin bilimsel değeri konusundaki kuşkuları daha da arttırmaktadır.

Bu verilerimiz, SPE'ye yönelik önceden geliştirilen, talep karakteristiklerinin varlığı gibi eleştirileri desteklemekle kalmamaktadır; aynı zamanda bugüne kadar bilinmeyen yeni eleştiriler üretilmesini de sağlamaktadır. Bu yeni eleştirilerimiz arasında; veri toplama yönteminin önyargılı ve eksik olarak yapılmış olması, SPE'nin Zimbardo'nun sınıflarından birinde 3 ay önce öğrencilerinin yaptığı bir deneyden ne kadar dayanak aldığı, gardiyanların mahkumlara nasıl davranacakları konusunda spesifik yönergeler almış oldukları gerçeği, gardiyanlara denek olmadıklarının söylendiği gerçeği ve katılımcıların neredeyse hiçbir zaman deneye tam olarak gömülmedikleri gerçeği bulunmaktadır.

Şu ana kadar makaleye yöneltilen eleştirilerden birisi, deneklerin rastgele seçilmediği, tam tersine seçilen kişilerin agresiflik, otoriteryenizm, Machiavellianizm, narsisizm ve sosyal baskınlık gibi açılardan ortalamadan yüksek puanlar almış, empati ve altruizm alanlarında ortalamadan düşük puanlar almış bireylerden oluştuğu yönündedir. Ancak bu eleştiriyi geliştiren araştırmacılar, 2007 yılında benzer bir gazete ilanı vererek denekler bulmuşlardır. O çalışmanın yazarlarının da vurguladığı gibi, 2007 yılının öğrenci profili ile 1971 yılınınkinin aynı olup olmadığı tartışmalı ve varsayımsal (konjektürel) bir konudur.

Modern psikoloji ve sosyoloji kuramları ışığında geliştirilen bir diğer eleştiri, bu deneyde ortaya koyulan türden zorbalığın kendiliğinden ortaya çıkmasının güç olduğu, daha ziyade baskı ve zorbalık üzerine kurulu sistemlerde doğal bir yan etki olarak ortaya çıktığı yönündedir. Bazı araştırmacılar, gardiyan rolündeki kişilerin özellikle zorba olmak veya zorbalaşmaktan ziyade, deneyi yapan bilim insanlarının onları zorbalığa yönlendirmesi ve teşvik etmesi sonucu deneklerin zorbalaştığını ileri sürmektedirler.

Bugüne kadar deneye yönelik geliştirilen eleştirilerden bir diğeri, gardiyanlar arasındaki davranışsal çeşitlilik ile ilgilidir: Gardiyanların bir kısmı, zorbalığa ve zorbalık yapmaya yönelik üzerlerindeki baskıya aktif olarak ayak diremiştir. Bunu fark etmek önemlidir; çünkü zaten modern psikoloji ve sosyoloji çerçevesinde gördüğümüz, içinde bulunulan durumun kişilerin davranışlarını elbette etkilediği, ancak bireysel tercih ve kararların sonuçları etkileyebildiği ve buna bağlı olarak, bireylerin suç veya başarılarından mesul olabildiği argümanıdır.

Bu önemli bir eleştiridir; çünkü Stanford Hapishane Deneyi ile ilgili yaygın bir kanı, toplum içerisinde belirli roller verilen kişilerin kaçınılmaz olarak vahşileşeceği ve zorbalaşacağı yargısıdır. Eğer durum buysa, her koşulda kişilerin aksiyonlarından ziyade kurumların yönergeleri sorumlu tutulacaktır. Ancak eğer durum bu değilse, kurumun yozlaşmışlığı her ne düzeyde olursa olsun, bireylerin kararlarının önemi vurgulanmış olacaktır. Böylelikle yozlaşmış kurumların iyileştirilmesi yönünde bireysel çabalar sarf etmek de teşvik edilebilir olacaktır.

Görünen o ki, tarihsel anlatımının aksine, Stanford Hapishane Deneyi'ne benzer şekilde yapılan deneylerde her zaman zorbalığın doğal olarak ortaya çıkmadığı; tam tersine bazı deneylerde deneklerin egaliteryen (eşitlikçi ve adil) bir sosyal yapı inşa ettiği gözlenmiştir. Ancak bu deneyle ilgili de ciddi eleştiriler mevcuttur: Örneğin deney, akademik bir ortamda değil, BBC kanalında yayınlanacak bir belgesel (The Experiment) olacak biçimde icra edilmiştir ve bu durum, deneklerin davranışlarını doğrudan doğruya etkilemiş olabilir. Genel olarak, bu tür "tekrar deneylerinin" orijinal deneyin bulguların çürütebildiğine yönelik çok sayıda eleştiri bulunmaktadır.

Görülebileceği gibi, böylesine kritik, büyük ve modern etik kurallar dolayısıyla tekrar edilmesi güç bir deney ile ilgili bütün tartışmalarda çok sayıda taraf ve argüman/karşı-argüman ikilisi mevcuttur ve bunların hepsine burada yer vermemiz mümkün değildir. Hiçbir tekil deneyin bütün insanların evrensel doğasını tek başına açıklamakta yeterli olamayacağı hatırlanmalı, tekil deneylerden büyük ve aceleci genellemeler yapmaktan kaçınılmalıdır. Buna rağmen, Stanford Hapishane Deneyi, psikolojik deneylerin en meşhurlarından biri olmuş, bu ünü beyaz perdeye de farklı ülkelerin sinemaları aracılığıyla taşınmıştır. Hakkındaki tartışmaların ise daha çok uzun süre devam edeceği kesindir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar