Bir kitap

 

Kitabın Adı: Kızılelma Oğulla Buluşma Beyaz Yağmur Asker Çocuğu Deve Gözü 

Yazarı: Cengiz Aytmatov 

Hakkında: Cengiz Aytmatov, eserlerinin tercüme edildiği 176 dilde hiç şüphe yok ki dünya edebiyatının içinde en fazla tanınan Türk yazarı. Yazdığı her eseri büyük bir zevkle okunan Aytmatov, bir arada sunduğumuz bu beş hikâyesinde güçlü bir sembolizm kullanarak aşkın o tertemiz heyecanını, gelenekleri ve tarihi, savaşları ve Kırgız Türkünün tarifi zor dramını ve en çok da vatan topraklarını, ülkelerini bayındır kılmak için bütün yokluklara, güçlüklere göğüs gererek çalışan gençleri anlatıyor... Bütün hikâyelerde yazarın çağlardan ses derleyen nefis üslûbunu ve eşsiz anlatım gücünü bulacaksınız.


*** Kitap 5 adet hikâyeden oluşuyor. Duru, derin ve saf bir içeriği var. Bu kitap beni diğer kitaplar gibi çok heyecanlandırmadı evet, kabul ediyorum ama verdiği bir dinginlik vardı... 

Şimdi sizi birkaç alıntı paylaşacağım, ne demek istediğimi anlayacaksınız...


★İsabiekov geç saatlere kadar yatıp uyuyamamış, hâlâ düşünüyordu. Nasıl hitap edecek, nasıl bir sözle başlayacaktı bu mektuba? Neler yazabilirdi? Zor, çok zor, hatta imkânsız geliyordu mektup yazmak. Söylenecek birikmiş o kadar şey vardı ki! Hem sonra, onun gecikmiş itiraflarını anlayacak mıydı?

Birlikte yaşadıkları ve şimdi geride kalan yıllar çok zor geçmişti. Birbirlerine karşı bunca haksız davranışlardan, sonu gelmeyen suçlamalardan, kavgalardan, barışmalardan ve ayrılıkla sonuçlanan bu durumdan sonra, onu makul (hayır, bu makul sözü yerine oturmadı) onu sadece insanca anlayabilecek, bağışlayabilecek miydi? Evliliklerinin ilk yılında olduğu gibi davranabilecek miydi? Sade, açık yürekli ve iyi niyetle? Ya böyle karşılamazsa? Ya onu anlamazsa? Daha da kötüsü yine kadınlık gururundan, kötü talihinden söz ederek yine saldırıya başlarsa? Hali nice olurdu o zaman?

İsabiekov onun sızlanmalarının, yakınmalarının, bir kadınlık gururundan, kadının öz-saygısından ileri geldiğini anlıyor ve bunu kendi kendine de söylüyordu.

Karısı her zaman kadın arkadaşlarına imrenirdi:

Gördün mü, diyordu, adam gözünü karısından ayırmıyor, herkesin içinde eğilip karısının ayakkabı bağlarını bağlamaktan çekinmiyor. Böyle bir davranıştan korkmuyor...

O da karısına:

Böyle bir gösterişten hoşlanmam ben, pohpohlamayı da bilmem, diyor, kestirip atıyordu.

Gösterişle ne ilgisi var bunun? Bir nezaket kuralı, bir duyarlıktır bu, nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Yoksa sen, aşkından, beni sevmekten mi utanıyorsun? Yoo, ben böyle yaşayamam. Ben. sevdiğim erkeğin beni sevdiğini açıkça göstermesinden korkmamasını isterim. Başka türlü davranışı aşağılayıcı buluyorum. Sen bunu hiç düşünmüyorsun!

Ben hiç de öyle sanmıyorum, zaten bunu düşünecek vaktim de yok. Hem sonra, sen de bunca iş arasında, yakında tezini vereceğin bir zamanda, böyle saçmalıklarla nasıl ilgilenebiliyorsun anlamıyorum: Kim kimin ayakkabısını ya da korsasını bağlamış!

- Seninle tartışmanın yararı yok, hiçbir şey anlamıyorsun!

Ama işte şimdi anlıyordu: Onun ne demek istediğini anlıyor. bunu itiraf etmek istemese de. içinden ona biraz hak veriyordu.

★İnsan kalbi böyledir: Onu kolayca dondurabilirsiniz, ama çok zor eritir, çok zor ısıtırsınız. Bazen hiç çözemeyiz o buzu. Bunun da sonucu bir sinir zayıflığı, bir sinir hastalığı olur. Yoo, Anara küçük ve sağlıklı bir kızdı. Belki bir şeyler hissediyordu.

★Her şeyi anlatacaktı ona. Bu kızıl elmayı tam ısıracağı zaman onu nasıl hatırladığını, nasıl onu düşünmeden edemediğini, hayatta karşılaşacağı iyi ve güzel olan her şeyi onunla paylaşmak, hep onun yanında olmak istediğini, onun da kendisiyle sevinmesini, çünkü iyi ve güzel olanın tadına ancak o yanında olursa varabileceğini...

★Şunu bilmelisin ki, hiç kimse bir başkasının düşünmesine, bir şeyi arzu etmesine ya da hayaller kurmasına engel olamaz. İnsanları hayvanlardan ayıran da işte bu düşünme, hayal etme özellikleri, düşünme yetileridir.

★İşte o andan itibaren de ben düşlerimden hiç ayrılmadım. Bunlar benim düşlerimdi. Onlar üzerinde durmaya yeniden hak kazanmıştım. Artık beni hiç ter­ketmiyor, içimde daha da açılıp büyüyorlardı.

★İnanmıştım, umut bağlamıştım ona. İnanılacak, u­mut bağlanacak adam mıydı o! Nesine inanmış, nesine güvenmiştim onun? diye öyle bir inledi, öyle bağırdı ki, bozkır bile yankı yankı inledi bu acılarla. Hıçkırıklar arasında devam etti: “Çalışkan bir işçi diye düşündüm, zamanla yatışır, durulur, içindeki kötülükler gider sandım. İyilikle, sevgiyle yüreğini yumuşatmaya, hırçınlığını gidermeye çalıştım. Nerde onda o ruh! O anlayış! At da çok çalışır, ama insan her şeyden önce bir insan olmalıdır... Ancak o zaman yaptığı işten mutluluk duyar, ancak o zaman yaptıklarının bir anlamı olur. Oysa Abakir bunu hiç anlamadı... Geldiği gibi çekip gitti. Ah, ah! Benim için ne utanç verici, ne alçaltıcı bir durum bu!...”



Yorumlar

Popüler Yayınlar