Mizah!

 

Çoğumuz mizahın görünenden fazlasına işaret ettiğini biliriz; aslında mizah ile söylenenler çoğunlukla gölge gerçeğin bir tezahürüdür. Gölgeyi şiddetle reddeden ve bastıran insanlar genellikle mizah anlayışından yoksundurlar ve çok az şeyi komik bulurlar.


Küçük bir kasabadaki üç din adamının her hafta bir tür 'destek grubunda' bir araya gelişini anlatan eski bir hikâyeyi hatırlayalım: Adamlar bir araya geldikçe yakınlaşıp birbirlerine güvenmeye başladılar. Bir gün artık en büyük günahlarını itiraf edebilecek ve böylece suçlarını paylaşabilecek kadar birbirlerine güvendiklerine karar verdiler. "Cemaatten toplanan paradan çaldığımı itiraf ediyorum," dedi birincisi. "Bu hakikaten kötü," dedi ikincisi ve itiraf etti: "En büyük günahım komşu kasabadan bir kadınla ilişki yaşamak." Diğer ikisinin rezilliklerini işiten üçüncü din adamı şöyle söyledi: "Ah kardeşlerim, itiraf edeyim ki benim en kötü günahım dedikodu ve bir an önce buradan çıkmak için sabırsızlanıyorum!"


Birçoğumuz hikâyenin sonucuna komik olduğu için güldüğümüzü söyleriz. Ama daha ziyade, hikâye bizim kendi gölgemize ait olan dedikodu unsurunu kancasıyla yakalar ve biz, üçüncü adamın meslektaşlarının günahlarını kasabaya yayarken alacağını tahmin ettiğimiz zevk ile özdeşleşmekten keyif alırız. Bunun yanlış olduğunu elbette biliriz ve biz asla böyle bir şey yapmayız ama unutmayın ki gölge, diğer şeylerin yanı sıra, yapmaya cesaret edemediğimiz fakat yapmak istediğimiz her şeydir. Hikâyeyi komik bulmak aslında kendimizi biraz daha net algılamamızı sağlar. Öte yandan, gölgeyi reddeden ve bastıran kişi onda hiçbir mizah bulamayarak tüm hikâyeyi yargılayacaktır. Böyle birisi hikâyenin komik değil üzücü olduğu sonucuna vararak dedikodunun zamanımızın yargılanmayı hak eden kötülüklerinden biri olduğunu ve üç din adamının da cezalandırılması gerektiğini söyleyecektir. Başkasının acısından veya talihsizliğinden zevk almanın yakışıksız olduğunu bildiğimiz halde ilk kez buz pateni yapan birisinin tuhaf hareketlerini son derece komik buluruz. İlk sinema filmlerinin izleyicileri en çok eğlendiren sahnesi, o klasik muz kabuğuna basarak düşme sahnesiydi.


Başına gelen talihsizlikleri anlatan sefil komedyene kahkahalarla güleriz. İçimizdeki bastırılmış sadizm ifade bulurken bu durumlardaki mizah bizi kahkahalarla güldürür. Esprili ve komik bulduğumuz şeyleri gözden geçirmek kendimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olacaktır.


Bir spor etkinliğinde, özellikle de bir temas sporunda, gölgenin büyüklüğünü ve yoğunluğunu sık sık gözlemleyebiliriz. Başka bir ortamda para ve hapis cezasıyla sonuçlanabilecek bir davranış, bu durumda uygun bulunur, muhtemelen teşvik edilir hatta alkışlanır. Aksi takdirde uysal olan insanlar tarafından cinayete varabilecek ifadeler sarf edilir. Bir araştırmacı bir zamanlar sosyolojik bir araştırma yapmak için profesyonel bir güreş maçına gider ve bir grup yaşlı kadınla karşılaşır. Davranışlarından o kadar etkilenir ki anketini yapmayı unutur. Güreşçiler ringe çıkana kadar kadınlar gayet normaldiler. Fakat maç başlayınca ayağa kalkıp yumruklarını sallayarak "Öldür o işe yaramaz, alçak serseriyi!" "Bunu onun yanına bırakma; kır kolunu!" diye bağırmaya başladılar. Gölgenin saldırgan yüzünün dolaylı ifadesi bu şekliyle o akşam revaçtaydı.

Yorumlar

Popüler Yayınlar