Unutma! Veya Unutmak!
Filozof Bergson'un bir sözü vardır: Beynin asıl vazifesi, der, bize hatırlamayı değil, unutmayı temin etmektir. Zaman baba elinde sihirli bir fırça hafızamızda yer eden kötü hadiseleri, bize hiç sormadan kendi kendine siler. Hatta bu kadarla da kalmaz; fırçası yaldızlı mıdır nedir, o kötü hadiseleri süsler, güzelleştirir. Ruhumuzu karartan kötü hatıralar silinip yerine tatlıları geldikçe yaşama sevincimiz artar durur.
Ama beynimizin kendi kendine başardığı bu unutturma vazifesini engellemeye çalışanlarımız, ille "unutmayacağım" diye ayak direyenlerimiz de yok değildir. Mesela biri kendisine bir fenalık etmiştir. Olur ya! Bu dünya, dünyaların en iyisi değildir, mevcut dünyaların en iyisidir. Mevcut dünyaların en iyisinde iyi olmayan insanların da bulunmasını tabii saymalı. Şimdi "Filanın bana yaptığını unutmayacağım" diye dayatmanın manası var mı? Ama dayatır. İlle o da ona bir fenalık etmek için uğraşır durur. Günün birinde de fenalık etmeye muvaffak olur ve belki de başına bu yüzden başka bir bela daha gelir. Şimdi bu adam kendisine yapılan fenalığı unutmamakla iyi mi etti? Unutsaydı, yani beyninin unutturmak için sarf ettiği gayreti durdurmaya çalışmasaydı kendisine ne büyük bir iyilik etmiş olacaktı!
Unutmak üzerine pek güzel bir makale yazmış olan psikolog Sangster, filozof Kant'tan bahsederken şöyle diyor:
Kant'ın Lampe adında pek sevdiği bir uşağı vardı. Filozof ona çok derin bir itimatla bağlı idi. Günün birinde, yıllarca itimat ettiği bu uşağın kendisini muntazaman soymakta olduğunu fark etti ve uşağı derhal kapı dışarı etmek mecburiyetinde kaldı. Tabii pek üzüldü, üzüldü ama hatıra defterine de şöyle yazmış: "Lampe'ı unutmam lazım geldiğini hatırlamam gerek."
Kötü şeyleri unutmak için insan, hafızasının yardımına işte böyle koşar. Bazı insanlar vardır:"Unutamıyorum, elimde değil" derler. Halbuki unutmak insanın pekâlâ elindedir. Yeni gelen her gün birçok şeyleri unutturuyor.

Yorumlar
Yorum Gönder